Ben Sadece
I Just..
ben: I
sadece: only, just
Bir şehrin sokaklarında yürüyorum
I’m walking through the streets of a city
bir: a
şehir: city
sokak: street
yürümek: to walk
Bir kapının önünde duruyorum
I’m standing in front of a door
kapı: door
ön: front
durmak: to stand
Zile basıyorum
I press the doorbell
zil: bell
basmak: to press
Kapıyı açan sen
You’re the one who opens the door
kapı: door
açmak: to open
sen: you
Karşında duran ben
And the one standing in front of you is me
karşı: opposite, across
durmak: to stand
ben: I
Yıllardan sonra
After all these years
yıl: year
sonra: after
Şaşırmıyorsun
You’re not surprised
şaşırmak: to be surprised
Şaşırmıyorsun
You’re not surprised
şaşırmak: to be surprised
Gülüyorsun
You smile
gülmek: to smile
Ben sadece seni görmeye geldim
I just came to see you
ben: I
sadece: only, just
sen: you
görmek: to see
gelmek: to come
Ben sadece hatırını sormaya geldim
I just came to ask how you are
hatır: regard, memory
sormak: to ask
hatır sormak: to ask how someone is
gelmek: to come
Bendeki hatıraları, ah
The memories I have, ah
ben: I
hatıra: memory
Vermeye geldim
I came to give them to you
vermek: to give
gelmek: to come
x2
Çek alaylı bakışını gözlerimden
Withdraw your mocking gaze from my eyes
çekmek: to pull, withdraw
alaylı: mocking
bakış: gaze
göz: eye
Çek sihirli bakışını üzerimden
Withdraw your magical gaze from me
çekmek: to pull, withdraw
sihirli: magical
bakış: gaze
üzer: over, on
Beni bilirsin, çok duyguluyumdur
You know me, I’m very emotional
bilmek: to know
duygulu: emotional
Kanar yüreğim derinden
My heart bleeds deeply
kanamak: to bleed
yürek: heart
derin: deep
Nakarat:Refrain