Beni Bırakın
Leave Me
ben: me
bırakmak: to leave
Yüreğim sokaklarda eskiyen taşlar gibi
My heart is like the worn stones of the streets
yürek: heart
sokak: street
eski: old, worn
taş: stone
gibi: like
Duruyorum, duruyorum
I stand still, I stand still
durmak: to stop, to stay
İniyor perde perde gecenin koyu rengi
The dark color of night falls layer by layer like a curtain
inmek: to fall, to descend
perde: curtain, veil
gece: night
koyu: dark
renk: color
Korkuyorum, korkuyorum
I’m afraid, I’m afraid
korkmak: to be afraid
Sustu haykıran şehir, son kuşlar havalandı
The shouting city fell silent, the last birds took flight
susmak: to fall silent
haykırmak: to shout
şehir: city
son: last
kuş: bird
havalanmak: to take flight
Oysa ben seni, seni, seni bekliyorum
Yet I wait for you, you, only you
oysa: yet, however
ben: I
sen: you
beklemek: to wait
Eksildi ömrümüzden kim bilir kaçıncı gün?
Who knows how many days have been lost from our lives?
eksilmek: to be reduced, to be lost
ömür: lifetime
kim bilir: who knows
kaçıncı: which (in a series)
gün: day
Oysa ben seni, seni, seni, seni hâlâ seviyorum, seviyorum
Yet I still love you, you, you, endlessly love you
oysa: yet
ben: I
sen: you
hâlâ: still
sevmek: to love
Beni bırakın, beni bırakın, beni bırakın bu caddelerde
Leave me, leave me, leave me on these streets
ben: me
bırakmak: to leave
bu: these
cadde: street
Beni bırakın, beni bırakın yıkılan eski meyhanelerde
Leave me, leave me in the crumbling old taverns
ben: me
bırakmak: to leave
yıkılmak: to collapse
eski: old
meyhane: tavern