Benden Sonra
After Me
ben: me
sonra: after
Sonunda kalp nakli de yaptılar sana
In the end, they even gave you a heart transplant
sonunda: in the end
kalp: heart
nakil: transplant
yapmak: to do
sen: you
Ne oldu beni gözü gibi seven o kadına?
What happened to the woman who loved me like her own eyes?
ne: what
olmak: to happen
ben: me
göz: eye
kadın: woman
sevmek: to love
Eline bi şey geçti mi bari düşmanımla saf tutunca?
Did you at least gain anything by siding with my enemy?
el: hand
bir şey: something
geçmek: to obtain, to gain
düşman: enemy
saf tutmak: to take sides
Yazdın, çizdin, oynadın, bastın damarıma
You penned it all, played every part — and struck my nerve
yazmak: to write
çizmek: to draw
oynamak: to act, to play
basmak: to press
damar: vein, nerve
Kuklan değilim, oyuncak değilim
I’m not your puppet, not your toy
kukla: puppet
oyuncak: toy
değil: not
Bi ben değilim
It’s not just me
bir: one
ben: I, me
değil: not
Seni tanıyan herkes haklı
Everyone who knows you is right
sen: you
tanımak: to know
herkes: everyone
haklı: right, justified
Ölünüm, delinim
I’m your dead one, your mad one
ölü: dead
deli: crazy
Çağırsan gelirim
If you call, I’ll come
çağırmak: to call
gelmek: to come
Anla be, seninim
Just get this — I am yours
anlamak: to understand
senin: your
-im: I am
Sevme, özürlü kalp, yasaklı
Don’t love — defective heart, forbidden
sevmek: to love
özürlü: disabled, defective
kalp: heart
yasaklı: forbidden
Yıldız yatağından kalkar bu aşkı duysa
The stars would rise from their beds if they heard of this love
yıldız: star
yatağından: from bed
kalkmak: to rise
aşk: love
duymak: to hear
Ne canlar verdim, neyine yetmiyorsa
I gave so many lives — what more could you want?
can: life
vermek: to give
yetmek: to be enough
Gün gelip de kader hesabını sorsa
If fate comes one day to ask for its due
gün: day
gelmek: to come
kader: fate
hesap: account
sormak: to ask
Çek cezanı senin aşktan anladığın buysa
Then bear your sentence — if this is what love means to you
çekmek: to take, to endure
ceza: punishment
anlamak: to understand
Benden sonra kimse değerini biçemez
After me, no one can measure your worth
ben: me
sonra: after
değer: value
biçmek: to assess, to value
Sağlam dursa da bi kadehten fazla içemez
Even if he stands strong, he won’t handle more than one drink
sağlam: strong
durmak: to stand
kadeh: glass (of drink)
içmek: to drink
O tozlu yolları tek başına geçemez
He won’t be able to pass those dusty roads alone
tozlu: dusty
yol: road
tek başına: alone
geçmek: to pass
Bi yanı “git” diyo, bi yanı “kal”
One side says “go”, the other says “stay”
yan: side
gitmek: to go
kalmak: to stay
demek: to say
Bi nefes al, içimde kal
Take a breath — stay inside me
nefes: breath
almak: to take
iç: inside
kalmak: to stay