Sen annene çok benziyorsun, Pamuk.
You look a lot like your mother, Pamuk.
O da senin gibi tatlıydı.
She was sweet like you.
Her gün akşama kadar uyurdu.
She used to sleep all day long.
Onun tüyleri de seninki gibi gri ve beyazdı.
Her fur was also gray and white like yours.
Ama aranızda küçük bir fark var.
But there is a small difference between you.
Ne, biliyor musun?
Do you know what it is?
O senin kadar yaramaz değildi.
She wasn’t as naughty as you.
📘:b
Bu kez nasıl olsun, Nuray?
How should it be this time, Nuray?
Ayşeciğim, saçlarımı çok az kısaltabilir misin?
Dear Ayşe, could you shorten my hair just a little?
Tabii ki.
Of course.
Peki, boyatmak istiyor musun?
And do you want to get it dyed?
Evet, sonunda boyatmaya karar verdim.
Yes, I’ve finally decided to get it dyed.
Harika!
Great!
Hangi renk olsun?
What color?
Selin’inki gibi açık kahverengi olsun, lütfen.
Let it be light brown like Selin’s, please.
📘:a
Sanırım 1972’ydi.
I think it was 1972.
Rahmetli babam bu büyük bahçeyi satın aldı.
My late father bought this big garden.
Önce şu sağdaki evi yaptık.
First, we built the house on the right.
O zaman burada hiç ağaç yoktu.
At that time, there weren’t any trees here.
Bahçede sadece sebze yetiştiriyorduk.
We were only growing vegetables in the garden.
Birkaç ay sonra bir gün annem pazardan elinde bir fidanla döndü.
A few months later, one day, my mother came back from the market with a sapling.
Onu buraya dikti ve her gün suladı.
She planted it here and watered it every day.
İşte arkamızdaki çınar ağacı onun hatırası.
The plane tree behind us is her memory.
Allah’tan dikmiş.
Thank God she planted it.
Yoksa bu sıcakta burada oturamazdık.
Otherwise, we couldn’t sit here in this heat.
📘:b
Bu resimdeki kadın elinde bir harita tutuyor ve adres soruyor.
In this picture, the woman is holding a map and asking for an address.
Karşısındaki kişi sağ elini kaldırıyor ve sağ tarafı işaret ediyor.
The person in front of her raises his/her right hand and points to the right.
Arka tarafta Ayasofya var.
In the background is Hagia Sophia.
Sanırım onlar Sultanahmet’e gitmek istiyor.
I think they want to go to Sultanahmet.
Adamın kahverengi sırt çantasını beğendim doğrusu.
Honestly, I liked the man’s brown backpack.
Keşke markasını görebilsem.
I wish I could see the brand.
📘:b
Eline sağlık.
Thank you.
Sen yapınca çok lezzetli oluyor.
It tastes so good when you make it.
Geçenlerde ben de denedim ama hiç kimse beğenmedi.
I tried it the other day too, but no one liked it.
Sanırım şeker oranını ayarlayamıyorum ben.
I think I can’t adjust the sugar ratio.
Hadi bakalım, bitirdiyseniz fallarınıza bakayım.
Come on, if you’re done, let me read your fortunes.
📘:b
Bu resimde bir çocuk parkı görüyorum.
In this picture, I see a playground.
Arkada bir ağaç var.
There’s a tree in the background.
Bir salıncak ve mavi bir kaydırak var.
There is a swing and a blue slide.
Kaydırakta kimse kaymıyor.
No one is sliding on the slide.
Parkta sadece bir çocuk oynuyor.
Only one child is playing in the park.
Beyaz tişörtlü bu çocuk salıncakta sallanıyor.
This child in the white T-shirt is swinging on the swing.
📘:b
Bu restoranda dört kişi var.
There are four people in this restaurant.
Arka tarafta bir adam yalnız başına bir masada oturuyor.
In the back, a man is sitting alone at a table.
Ön tarafta iki müşteri ve bir garson var.
In the front, there are two customers and a waiter.
Garson müşterilerle konuşuyor.
The waiter is talking to the customers.
Onun elinde bir not defteri var.
S/He has a notebook in his/her hand.
O, müşterilerin siparişini alıyor.
S/He is taking the customers’ orders.
📘:a
Burası benim İstanbul’da en sevdiğim cadde.
This is my favorite street in Istanbul.
Özellikle hafta sonları bayağı kalabalık oluyor.
It gets quite crowded, especially on weekends.
Bu benim için hiç sorun değil çünkü ben kalabalıklar içinde yürümeyi çok seviyorum.
That’s not a problem for me at all because I love walking among crowds.
Caddeden aşağı doğru 15 dakika kadar yürüyünce Galata Kulesi’nin yanı başındaki en sevdiğim kafeye varıyorum.
When I walk about 15 minutes down the street, I arrive at my favorite café next to Galata Tower.
En güzeli de ne, biliyor musun?
And the best part? Do you know what it is?
Bu cadde trafiğe kapalı.
This street is closed to traffic.
📘:a
Bugün Türkçe dersinde pek çok şey öğrendim.
Today in Turkish class, I learned many things.
Konumuz giysilerdi.
Our topic was clothes.
Öğretmen önce giysilerin isimlerini tahtaya yazdı.
The teacher first wrote the names of clothes on the board.
Sonra birbirimizle giysiler hakkında konuşma pratiği yaptık.
Then we practiced talking to each other about clothes.
Fatma, benim kazağımın rengini bir türlü söyleyemedi ve buna çok güldük.
Fatma couldn’t say the color of my sweater no matter how hard she tried, and we laughed a lot.
Kısacası ders çok eğlenceliydi.
In short, the class was a lot of fun.
📘:a
Burası benim en sevdiğim park.
This is my favorite park.
Hafta sonları buraya gelip yürüyüş yaparım.
On weekends, I come here to walk.
Yürüyüşten sonra hep şu ağacın altındaki bankta oturur, dinlenirim.
After walking, I always sit and rest on the bench under that tree.
Ancak bugün oraya oturamadım çünkü park çok kalabalık.
But today I couldn’t sit there because the park was very crowded.
Bugün orada lacivert kazaklı bir adamla turuncu ceketli bir kadın oturuyor.
Today, a man in a navy sweater and a woman in an orange jacket are sitting there.
Kalkmaya da niyetleri yok gibi.
And it looks like they have no intention of getting up.
📘:b
Bu sabah yine bir toplantımız vardı.
We had another meeting this morning.
Fatih Bey, önümüzdeki ay yapacağımız değişikliklerle ilgili bilgiler verdi.
Mr. Fatih gave us information about the changes we will make next month.
Toplantıdan önce kahve servisi vardı.
There was coffee service before the meeting.
Ben sanırım üç bardak kahve içtim.
I think I drank three cups of coffee.
Buna rağmen uyanık kalmayı başaramadım.
Even so, I couldn’t stay awake.
Bir ara gözümü açtım ve etrafa baktım.
At one point I opened my eyes and looked around.
Gördüm ki herkes benim gibi uyukluyor.
I saw that everyone was dozing off like me.
Yani bizim toplantı her zamanki gibi sıkıcıydı.
So our meeting was boring as usual.
📘:b
Hafta sonu yine göl kenarındaydım.
I was by the lake again this weekend.
Buranın manzarası, havası, her şeyi harika.
The view, the air, everything here is wonderful.
Bu hafta ilk defa bir olta da götürdüm.
This week, for the first time, I brought a fishing rod.
Daha yarım saat olmadan iki tane balık yakaladım.
In less than half an hour, I caught two fish.
İnanılmaz değil mi?
Unbelievable, right?
Eve varınca Ebru çok şaşırdı.
When I got home, Ebru was very surprised.
Acemi şansı işte!
Just beginner’s luck!
📘:b
Sonra da bunları tahta bir kaşıkla karıştırıyorum.
Then I mix these with a wooden spoon.
Ancak özellikle yaz günlerinde salatalığın tamamını salatada kullanmıyorum.
But especially in summer, I don’t use the whole cucumber in the salad.
Dolapta bir miktar yoğurdum var.
I have some yogurt in the fridge.
Dün pazardan sarımsak da almıştım.
Yesterday I also bought garlic from the market.
Evet, doğru tahmin ettiniz!
Yes, you guessed right!
Salatayı bitirdikten sonra cacık yapacağım.
After finishing the salad, I’ll make cacık.
📘:a
Genellikle sabahları dokuz gibi evden çıkıyorum.
I usually leave the house around nine in the morning.
Ancak bu sabah önemli bir toplantım olduğu için evden erken çıktım.
But this morning, since I had an important meeting, I left early.
Bir saat sonra iş yerine vardım.
An hour later, I arrived at work.
Toplantı salonuna girdim.
I entered the meeting room.
Raporları çıkarmak için çantamı açtım ve şok oldum!
I opened my bag to take out the reports — and I was shocked!
Çantanın içi faturalarla doluydu.
The bag was full of invoices.
Aradığım hiçbir şey yoktu.
Nothing I was looking for was in there.
Niye mi?
Why?
Efendim, bende bu çantadan iki tane var.
Well, you see, I have two of these bags.
Bir tanesi gri, diğeri kahverengi.
One is gray, the other is brown.
Gri olanı iş için kullanıyorum.
I use the gray one for work.
Kahverengi çantama ise evle ilgili faturaları filan koyuyorum.
I put things like bills for the house in the brown one.
Sizin anlayacağınız bugün berbat bir gündü.
As you can imagine, today was a disaster.
📘:b
Bu pazar yine pikniğe gittik ve Yılmaz beni yine şaşırtmadı.
We went on a picnic again this Sunday and, once again, Yılmaz didn’t surprise me.
Ben peynirli sandviç ve çilek götürdüm.
I brought cheese sandwiches and strawberries.
Yılmaz da pazardan karpuz almış.
Yılmaz had bought watermelon from the market.
İçecek olarak kahve, atıştırmalık olarak da kruvasan almış.
He also got coffee to drink and croissants to snack on.
Kahveyle birlikte karpuzu yemeye başlayınca iştahım kapandı resmen.
When he started eating watermelon with the coffee, I totally lost my appetite.
Sandviçi bile yiyemedim.
I couldn’t even eat the sandwich.
📘:a